İnanamadım.
İlk defasında anlaşılmayan bir ateş yumağı.Nasıl etsem de söylesem.Anlatsam anlar mısın diye düşünüyorum. Seni nereye koysam orda görüyorum, bir uçmak sınırında kanat çırptığım. İnsan şaşırıyor kendine. Seni nereden bulayım sevgilim? Çok baksam da tabloya duvarda.
Seni assam sol koluma, her zaman biriminde baksam. Korkuyorum sevgilim. Ne çok bilsen.
Şaşırtırsam seni kalsan diye bekliyorum.
Çok beklemeden bulmuşum seni. Ya da belki çok beklemişim. Ötede kuruttuğum sigaralar hep varmış gibi.Öncesinde kaç gün yaşamışım sayamam gibi. İçimde büyütüyorum. Şaşırıyorum.İnsanları anlıyorum, düşünüyorum.
Geçmiş denen şeyi atlayıp da geçmişim gibi sevgilim.Orta yerde bulunmuş şarkı sözü.
Çok içli çok ağlamaklı.
Bir mevsim eskisi. Sessiz.
Bir yere yığılıp kalmış gibi. Seni uzaklardan koparım seviyorum. Ama ne olursa. Ne olacaksa.
Eğer buysa.
22 Nisan 2014 Salı
10 Ocak 2014 Cuma
Zaman
Belli bir zaman geçmişti. Az ya da çok diyemem.
Bir zaman dilimi.
Orta yerinden kırılmış bir gül gibi bir zaman geçmişti.
Çoklarının gördüğü, çoklarının görmediği bir zaman.
Ve bir zaman başımla okşadığım avuçlarım, tütünle doyurduğum ellerim gibi bir gün gelsin istemiştim. Üşüdüğüm kilimlerin üzerinde didik didik edilmiş bir kedi artığı olmuştu saatler.
Aynı yerinden susturulmuş koca bir kalabalıktan yoksun muydum bilmiyorum.
Bir mevsim şeridi gibi eylüllerimi getiriyorum ağustosların ardından. Dönüyorum. Çekiliyorum. Dönüyorum.
Sıcak ağustoslarda ısırılmış baldırlarım kana çanak tutuyor.
Bir zaman geçmişti biliyorum. Bir yatak boyu kadar, bir avuç dolusu tütün kadar, bir mevsim kadar.
Gövdem sarsılsa da,
bir oyuğun içinden geçen bir rüzgar kadar zaman geçmişti.
Çabuk çözünmüştü ellerim omuzlarımdan. Kendimi duyar gibiydim. Kendimi ısırır gibi.
Belli bir zaman geçmişti besbelli. Ölü etimi suya bırakmıştım.
Ve bir zaman, bir asker yontar gibi, bir aç doyurur gibi çok sevmiştim.
Islak bir gömlek kadar kareli, kupkuru bir mevsim kadar çizgili.
Ben seni sevgilim
tüm zaman birimlerine inat
çok sevmiştim.
Bir zaman dilimi.
Orta yerinden kırılmış bir gül gibi bir zaman geçmişti.
Çoklarının gördüğü, çoklarının görmediği bir zaman.
Ve bir zaman başımla okşadığım avuçlarım, tütünle doyurduğum ellerim gibi bir gün gelsin istemiştim. Üşüdüğüm kilimlerin üzerinde didik didik edilmiş bir kedi artığı olmuştu saatler.
Aynı yerinden susturulmuş koca bir kalabalıktan yoksun muydum bilmiyorum.
Bir mevsim şeridi gibi eylüllerimi getiriyorum ağustosların ardından. Dönüyorum. Çekiliyorum. Dönüyorum.
Sıcak ağustoslarda ısırılmış baldırlarım kana çanak tutuyor.
Bir zaman geçmişti biliyorum. Bir yatak boyu kadar, bir avuç dolusu tütün kadar, bir mevsim kadar.
Gövdem sarsılsa da,
bir oyuğun içinden geçen bir rüzgar kadar zaman geçmişti.
Çabuk çözünmüştü ellerim omuzlarımdan. Kendimi duyar gibiydim. Kendimi ısırır gibi.
Belli bir zaman geçmişti besbelli. Ölü etimi suya bırakmıştım.
Ve bir zaman, bir asker yontar gibi, bir aç doyurur gibi çok sevmiştim.
Islak bir gömlek kadar kareli, kupkuru bir mevsim kadar çizgili.
Ben seni sevgilim
tüm zaman birimlerine inat
çok sevmiştim.
21 Nisan 2013 Pazar
iki
burası her yerden daha çok kıyamet.
ay var.
işte orda gökte.
razı geldim ben.o yüksek taşların dibinde
o boktan kaderime razı geldim.
ama insan gene de bir şey söylemeli.
geceden korkmayan ve ölümden kopmayanlar her zaman son bir şey söylemeli.
senden kendime ne zaman baksam
boynumdaki muskamın nüshası
okunaksız harfler var.
kelimeler işte tüm bildiğim.
o ölesiye tiksindiğim kelimeler.
ölmekten değil başkalarının ölmesinden tek korkum.
hikayelerden değil kahramanlardan..
bunlar bile kendi başına iki ediyor ya.
işte asıl ondan tek korkum..
odalarım
bu-gün-lerden pazar.
beyefendiler öğlene kadar uyur.
ben beklerim.
odada ağır bir koku.
benim bütün odalarım böyle kokar.
beyefendiler öyle olduğunu söyler en azından.
öğlen uyanan beyefendiler akşam olunca odalarıma gelir.
onlar geldiğinde daha bir ağır kokar odalar.
bir piyanist değilim
ya da bir ressam.
veyahut bir beyefendi.
hep bir veda halindedir odalarım.
hep bir gitmek ya da yerleşmek arası.
kıyafetler öylece her yere saçılmış.
hep bir intihar mı cinayet mi sorusu vardır odalarımda.
hep bir kararsızlıkla sallanır perdelerim.
açılıp açılmamak arası.
ne yana baksam eskimiş adam gölgeleri.
çalışmayan elektronik aletler ve tuvaletin uzaklığı.
kendime nereden baksam,izdüşümü belirsiz bir uzaklık.
ve her zaman,
yatakta düş
tende diş izleri.
amed
o şehir
o yanan.
limansız denizsiz.
hani sanki bir tek ana babalar yaşıyor.
gitmeye ve kalmaya
ölmeye ve yaşamaya doymuş gibi.
ne bir sahil
ne bir gitmek yolu.
başladığı yerde biten o şehir.
ne mahsuni ne veysel.
değil ki eksik.
sadece yaşlanmış,yaşanmaktan.
söylene söylene unutulmuş.
yine de tek bir nehir.
ağlamak ki nasıl.
ne gece ne gündüz.
o şehir
o yanan.
orda her zaman vakit tamam.
saatler her zaman gitmeye kurulu.
belki bazen de ölmeye.
o şehir işte o yanan..
benim
neresinden döneceğimi bilemediğim
memleketim.
şiir
bu şiiri tek bir adam yazmıyor.
gene de ben elimden geldiğince kendi başıma yazıyorum.
ki zaten üçüncü şahsın şiiri değilse
iyi ihtimal senle ben yazıyoruzdur.
anlatamıyorum işte
bilmiyorlar diye sevmiyorlar.
anlayamıyorum işte.
ikimizin de hayatının şiiri aynıyken neden birlikte olamıyoruz.
bu şiir üçüncü şahsın şiiri değilse
ve ben de atilla ilhan değilsem
kötü ihtimal senle ben yazıyoruzdur.
bu şiiri tek bir adam yazmıyorsa
ve ben sensiz bu şiiri yazamıyorsam
ve bir de türkçede iki sesli harf yanyana gelmiyorsa
bu ‘şiiri’ kim yazdı.
19 Nisan 2013 Cuma
sen sanıyorsun ki
Şimdi ben sana nerden baksam tam olarak ordan çıkacağız yola.
Bulutlara bakıyorum bugünlerde hep.
Bak bu deniz.bir örtü değil.
Sen üşüsen ne kar eder?
Bak ben varım.burdayım.sen görmüyorsun.görmeyeceksin.
Birileri baksın istiyorsun.
Sen sanıyorsun ki tüm bu durmayan her şey.
Sen sanıyorsun ki beni bıraktığın bir yer var.
Şimdi nereden bakacağız birbirimize?
Pencerenin önü ekmek peynir ölüsü.
Bir kahvehane camının ardından izliyorum kendimi.
Nasıl acemiyim,nasıl toy!
Biz bir caddede hep birbirimize doğru koşuyoruz.
Bu deniz mavi değil,ben görüyorum.ama ne etsem de sana diyemiyorum.
Şimdi ben sana nereden baksam oradan başlıyor kasırga.
Üstüm başım hep incecik.yakam bağrım açık.
Bakıyorsun.dümdüz bir örtü gibi bugün deniz diyorsun.
Ben üşüyorum,kasırga henüz başlamış.
Üşüyorum ama bu deniz bir örtü değil ben üşüsem ne kar eder?
Ne yani sen diyorsun ki tüm bu uzaktaki evler bize ait değil.
Sen sanıyorsun ki dokunamadığın şeyler senin değil.
Bu yüzden de hiç bir zaman senin olmayan şeylere dokunmuyorsun.
Şimdi ben ne yapsam taş erimeyecek cebimde.
Şimdi ben ne söylesem dokunmayacaksın cebimdeki taşa.
Ben diyorum ki geçmeyecek.
Ben biliyorum ki geçmeyecek.
Ben bir bakıyorum ki her yerim kasırga.
Kasırga geçiyor.
Ama ben biliyorum ki geçmeyecek.
Kahve fincanları kıçlarını tepeye dikmiş yine.
Sen telvesin bazen.
Bazen denizde vapur.
Sen bazen taşsın cebimde.
Ben istemiyorum ki bilesin.
Ben istiyorum ki bilmeden de gelesin.
Söylemeden de duyasın.
Sen sanıyorsun ki beni bıraktığın bir yer var.
Gene de sen görmüyorsun görmeyeceksin.
Ama şimdi ben bir kez daha bakıyorum sana
Ve tam olarak burdan çıkıyoruz yola.
Bulutlara bakıyorum bugünlerde hep.
Bak bu deniz.bir örtü değil.
Sen üşüsen ne kar eder?
Bak ben varım.burdayım.sen görmüyorsun.görmeyeceksin.
Birileri baksın istiyorsun.
Sen sanıyorsun ki tüm bu durmayan her şey.
Sen sanıyorsun ki beni bıraktığın bir yer var.
Şimdi nereden bakacağız birbirimize?
Pencerenin önü ekmek peynir ölüsü.
Bir kahvehane camının ardından izliyorum kendimi.
Nasıl acemiyim,nasıl toy!
Biz bir caddede hep birbirimize doğru koşuyoruz.
Bu deniz mavi değil,ben görüyorum.ama ne etsem de sana diyemiyorum.
Şimdi ben sana nereden baksam oradan başlıyor kasırga.
Üstüm başım hep incecik.yakam bağrım açık.
Bakıyorsun.dümdüz bir örtü gibi bugün deniz diyorsun.
Ben üşüyorum,kasırga henüz başlamış.
Üşüyorum ama bu deniz bir örtü değil ben üşüsem ne kar eder?
Ne yani sen diyorsun ki tüm bu uzaktaki evler bize ait değil.
Sen sanıyorsun ki dokunamadığın şeyler senin değil.
Bu yüzden de hiç bir zaman senin olmayan şeylere dokunmuyorsun.
Şimdi ben ne yapsam taş erimeyecek cebimde.
Şimdi ben ne söylesem dokunmayacaksın cebimdeki taşa.
Ben diyorum ki geçmeyecek.
Ben biliyorum ki geçmeyecek.
Ben bir bakıyorum ki her yerim kasırga.
Kasırga geçiyor.
Ama ben biliyorum ki geçmeyecek.
Kahve fincanları kıçlarını tepeye dikmiş yine.
Sen telvesin bazen.
Bazen denizde vapur.
Sen bazen taşsın cebimde.
Ben istemiyorum ki bilesin.
Ben istiyorum ki bilmeden de gelesin.
Söylemeden de duyasın.
Sen sanıyorsun ki beni bıraktığın bir yer var.
Gene de sen görmüyorsun görmeyeceksin.
Ama şimdi ben bir kez daha bakıyorum sana
Ve tam olarak burdan çıkıyoruz yola.
11 Nisan 2013 Perşembe
gel otur
sana ne çok darılıyorum bugünler.
sana ne çok söylüyorum.
şarkı değil bunlar.
içim bir şeyler söylüyor.ama şarkı değil.
gökyüzüne güneş değiyor.karnımda bir şeyler kayboluyor.
kanımda alışılamamışlık.
alışamıyorum.
hayatımda neyi değiştirsen-ki bu bir sokak olsa dahi-ben alışamıyorum.
oysa sen kalkıp gidiyorsun,bir martı bırakıyorsun yerine.
oysa diyorlar ki insan alışıyor.
kim diyor inan bilmiyorum.
ama diyorlar işte.
hemen şurada beynimin durduğu yerin yarım metre yakınında kağıtlar var.
başka başka kalemlerle kirletilmiş kağıtlar.
yaşım genç.
ben değil yaşım yaşamış hepsini.
şöyle temelli bir kaybolasım var.
yanasım var ateşte.
mümkün müdür?
sen gelmesen de muhakkak mümkün müdür bir gün ?
yine de,
sonu buysa,başı neresi söyle istiyorum.
gel otur,şekersiz çay,dikdörtgen masa.
anlat en başından.
gel otur.
sen bilmesen de muktedirdir dikdörtgen masa bir şeyleri değiştirmeye.
ne diyordum ben.
şöyle temelli bir kaybolasım var bugünlerde.
ama
ne yazıktır ben neyi kaybetsem senin cebinde buluyorum.
gel otur,
dök şu cebindekileri.
sana ne çok söylüyorum.
şarkı değil bunlar.
içim bir şeyler söylüyor.ama şarkı değil.
gökyüzüne güneş değiyor.karnımda bir şeyler kayboluyor.
kanımda alışılamamışlık.
alışamıyorum.
hayatımda neyi değiştirsen-ki bu bir sokak olsa dahi-ben alışamıyorum.
oysa sen kalkıp gidiyorsun,bir martı bırakıyorsun yerine.
oysa diyorlar ki insan alışıyor.
kim diyor inan bilmiyorum.
ama diyorlar işte.
hemen şurada beynimin durduğu yerin yarım metre yakınında kağıtlar var.
başka başka kalemlerle kirletilmiş kağıtlar.
yaşım genç.
ben değil yaşım yaşamış hepsini.
şöyle temelli bir kaybolasım var.
yanasım var ateşte.
mümkün müdür?
sen gelmesen de muhakkak mümkün müdür bir gün ?
yine de,
sonu buysa,başı neresi söyle istiyorum.
gel otur,şekersiz çay,dikdörtgen masa.
anlat en başından.
gel otur.
sen bilmesen de muktedirdir dikdörtgen masa bir şeyleri değiştirmeye.
ne diyordum ben.
şöyle temelli bir kaybolasım var bugünlerde.
ama
ne yazıktır ben neyi kaybetsem senin cebinde buluyorum.
gel otur,
dök şu cebindekileri.
21 Mart 2013 Perşembe
Hani?
Ben sanıyordum ki iyileşeceğim.gittikçe iyiye gitmek gibi.
Ama içimde bir şey var.sabahın en erkeninde kalkıyorum artık..
Aklımda bir tül perde belki gelinlik olmaktan son anda vazgeçmiş.
Masada duran saksılar gibiyim her sabah.masa gibi.dört ayak üstünde.
Sonumu düşünüyorum.o korktuğum.o hiç de istemediğim sonumu.
Bir kediye küfrediyorum bir çocuğun başını okşuyorum.
Ben sanıyorum ki iyi bir şey yapıyorum.
Ben sanıyorum ki insan iyi bir şey yapınca iyileşiyor.
Gecenin ortasında esmer bir adam düşlüyorum.ama hayır bu iyi değil.
Aslında diyorum.aslını bilmiyorum.
Ben bir yağmurla.bir yağmurla boğuldum.bir su birikintisi oldum.
Denize karışan nehir olamazdık ki biz seninle.
Merak ediyorum haklarım helal midir?ben bunu hep ve çok merak ediyorum.
İyileşmeyi bekliyorum.havada bir garip bulut.sana sormuyorlar mı güneş nerede?
Sana sormuyorlar mı sen neredesin diye.
Açmıyor musun telefonları?
Sen neden bana değil de bana değen herkese değiyorsun.
Gene de biliyorsun hatırlamayacağız hiç bir şeyi bir zaman olunca.
Sen yoruldun ben biliyorum.sen bir o yana ,bir kere daha o yana,
Sen hep o yana hep ona taraf gittin.yoruldun.ama yine gittin.yana yana gittin.başka türlüsünü bilmediğinden.başka türlüsünü öğretmediklerinden sen tuttun hep ona gittin.
Bahçeni talan ettiler.kimse görmedi.
Saçlarının artık uzamadığını kimse görmedi.
Oysa ne muntazamdı.gene de kimse bilmedi.
Benden başka hiç kimse bilmedi saçlarının omzunun neresinde durduğunu.
Saçlarım ağrıyor diyordun.insanın saçı ağrır mı?
Sen çiçektin hani?saksıda sardunya.masanın üstünde.
Ben masaydım hani,dört ayak üstünde.
Hani?
Ama içimde bir şey var.sabahın en erkeninde kalkıyorum artık..
Aklımda bir tül perde belki gelinlik olmaktan son anda vazgeçmiş.
Masada duran saksılar gibiyim her sabah.masa gibi.dört ayak üstünde.
Sonumu düşünüyorum.o korktuğum.o hiç de istemediğim sonumu.
Bir kediye küfrediyorum bir çocuğun başını okşuyorum.
Ben sanıyorum ki iyi bir şey yapıyorum.
Ben sanıyorum ki insan iyi bir şey yapınca iyileşiyor.
Gecenin ortasında esmer bir adam düşlüyorum.ama hayır bu iyi değil.
Aslında diyorum.aslını bilmiyorum.
Ben bir yağmurla.bir yağmurla boğuldum.bir su birikintisi oldum.
Denize karışan nehir olamazdık ki biz seninle.
Merak ediyorum haklarım helal midir?ben bunu hep ve çok merak ediyorum.
İyileşmeyi bekliyorum.havada bir garip bulut.sana sormuyorlar mı güneş nerede?
Sana sormuyorlar mı sen neredesin diye.
Açmıyor musun telefonları?
Sen neden bana değil de bana değen herkese değiyorsun.
Gene de biliyorsun hatırlamayacağız hiç bir şeyi bir zaman olunca.
Sen yoruldun ben biliyorum.sen bir o yana ,bir kere daha o yana,
Sen hep o yana hep ona taraf gittin.yoruldun.ama yine gittin.yana yana gittin.başka türlüsünü bilmediğinden.başka türlüsünü öğretmediklerinden sen tuttun hep ona gittin.
Bahçeni talan ettiler.kimse görmedi.
Saçlarının artık uzamadığını kimse görmedi.
Oysa ne muntazamdı.gene de kimse bilmedi.
Benden başka hiç kimse bilmedi saçlarının omzunun neresinde durduğunu.
Saçlarım ağrıyor diyordun.insanın saçı ağrır mı?
Sen çiçektin hani?saksıda sardunya.masanın üstünde.
Ben masaydım hani,dört ayak üstünde.
Hani?
1 Mart 2013 Cuma
mustafa
yapma mustafa.
aklımdaki iki kadını vurma alnının çatından.
bir kadını öldürmek uğursuzluk getirir mustafa.
ki zaten kadınlar birden fazladır.
yapma mustafa,
gitme aklımdan uzağa.
bağırma mustafa,
biliyorum tüm bu olanlar çok ağır ama.
gece geldi mustafa.
helak oldu damlarda,
tek yudum rakı değmemiş delikanlı sakallarım.
istiyorsan çek vur bir de
her zaman hazırdır sana şakaklarım.
çal mustafa.
senin makamında ağlayalım bu gece.
haddi hududu kalmadı artık.
ama sakın mustafa.
sen yine de o aklımdakı iki kadından sakın..
koku
biraz olsun sen kokmasın diye buralar.
ben zaten senden sonra kimin kokusuna baksam..
neden diye aklım aklımı yiyiyor.
farkındayım..
aç şu boktan kapıları camları artık.
biraz olsun korkma diye.
ama ben
kan döküyorum kan..
o kapıların ardında kan döküyorum,adam!..
olmaz sandığın her akşamüstü beşi,
oluyor ya işte.
ölmüyoruz malesef.
olmuyoruz o dediklerinden.
ne diyorlarsa artık adına
kan ya da ateş.
suçlusu dört duvar değil.
çok duvar var burada..
o zaman sen o zamanı da al sırtına git.
o sendeki her şey var ya,
o sendeki her şey benim..
bir de en kötüsü o tosladığımız yüksek duvar ya.
ter döküyorum ter..
o kapının bir milim gerisinde dünyalarca ter döküyorum.
anahtar sesi gençliğim.
gençliğim sen.
ama yana yana duvarlara vuruyorum kendimi.
şimdi nereyi istiyorsan oraya git.
ben sadece o kapının bir milim gerisinde kokunu nöbetliyordum.
biraz olsun sen kokmasın diye buralar.
neyse ne artık.
12 Ocak 2013 Cumartesi
Zaman.Sadece birazcık.zaman.
Yaşamakta direniyorum.Odalardayım.Renkleri belirsiz beton bedenler.Zamanı düşünüyorum,saate bakmadan.Bu benim düşüşüm.Bu benim kabusum.Biliyorum.Kafamdaki herkesi parçalara ayırıyorum.Her nasılsa biliyorum.Belirsizliklere muktedirim.Saat beşi beş geçiyor.Ben yaşamaya direniyorum.Eğer inanabilseydim.Belki biraz emin olabilseydim.Yanaklarında iki gamzesi olan o adamı bulabilseydim.Saat beşi beş geçiyor.Zamanın anlamsızlığını düşünüyorum.Saniyeleri ve dakikaları icat eden insanoğlunu.Sonra saatleri.60 tane saniyenin bir araya gelerek oluşturduğu bir dakikayı,ve o 60 tane bir dakikanın yarattığı saat denen yaratığı.24 tane saatin bir araya gelişinin bir günü yaratmasını.Sonra insanoğlu 7 tane gün olmasına karar veriyor.O 7 güne isimler veriyor kendince.Gelgelelim kızıyoruz sonra.Öfkeleniyoruz.Yıllardır bekliyorum diyoruz.Salı günü terketti beni diyoruz.Bu noktada,bekleme istasyonlarını yaratan bizden başkası değil,anlıyoruz..Birileri 'Saatleri parçalama enstitüsü' kursa.Sahip olduğumuz anları matematikle parçalamaktan vazgeçsek bir an.Neden sadece güneşe güvenemiyoruz.Neden günlerden söz ediyoruz durmadan.Neden bilime bu kadar yaslıyoruz sırtımızı.Evet bir yıl dediğimiz şey dünyanın güneş etrafında 365 güneş doğumu boyunca dönmesiyle olabilir.Hayır dünya ve güneşin baş harflerini büyük yazmıyorum çünkü dünya kimileri için bir gök terimi olmaktan çok daha fazlası.Ama neden bunları düşünüyoruz.Hayatlarımız bu kadar bulanık ve olasılıklar hesabıyken neden bilimsel gerçekliklere boğuluyoruz.Hayatını beklemek üzerine kuran birinin zaman kavramına olan öfkesini düşünün.Tanrıyı kıskanmıyor musunuz?Zaman ve mekandan bağımsız oluşunu.Zaman iyi bir şey olsaydı tanrı kendine de bir parça zaman ayırmaz mıydı sizce?Şu lanet sayılar işte.Tatil günü ilan ettiğimiz pazarlar.Tatil günlerinde yaptığımız tek aktivite kahvaltı süremizi uzatmak.Daha çok oturabilmek o masada.Daha çok konuşabilmek.Saatlere yayılmak.Bizi masa başlarında tutan o saatlerin üzerine uzanabilmek.Ne kadar ürkütücü.Uzun kahvaltılara bile o kadar hasretiz ki.Bir şeylere uzun ya da kısa diyoruz.Zaman şahsi bir oyuncak unutuyoruz.Zamanın anlamdaşı sorumluluklar.Uyanma sorumluluğu,gitme sorumluluğu,hep bir yerlere yetişme sorumluluğu.Hep bir telaş.Oysa belki de zaman olmasaydı.Biz hep geç kalsaydık.Kargaşa alsa yürüseydi.Sorumluluklarımıza yetişemeseydik ve sadece bu sebepten olsaydı kaybetmelerimiz.
O adamları ne kadar zamandır beklediğimizi bilmeseydik.
Çözemiyorum.Düşündükçe boğuluyorum içinde.Bir gün uyansak mesela.Atmaya,parçalamaya,durdurmaya karar versek saatleri.Vazgeçsek saymaktan.Parçalamaktan,bölmekten her şeyi.Vazgeçsek.Her şey saniye ya da salise hesabından öte,o asla keşfedemedikleri an meselesiyken,
vazgeçsek artık şu saatlerden.
O adamları ne kadar zamandır beklediğimizi bilmeseydik.
Çözemiyorum.Düşündükçe boğuluyorum içinde.Bir gün uyansak mesela.Atmaya,parçalamaya,durdurmaya karar versek saatleri.Vazgeçsek saymaktan.Parçalamaktan,bölmekten her şeyi.Vazgeçsek.Her şey saniye ya da salise hesabından öte,o asla keşfedemedikleri an meselesiyken,
vazgeçsek artık şu saatlerden.
10 Ocak 2013 Perşembe
Peki ya ne zaman.
Sana ne söylesem bilmiyorum.Zamanın değiştiremeyeceklerinden bihaber misin bu kadar?Buna delilik diyorsun.Ben neyi ne zaman tükettiğimi bilemeyecek kadar yoksunum akıldan.İnsan uzanıyor bazen bilirsin.Koşan bir çocuğu gömleğinin ucundan kavramak gibi..İnsan uzanıyor tutmaya.Neye uzansan tutamıyorsun.Elinde bir beyaz düğme kalıyor belki gömlekten.Çocuk kaçıyor gidiyor.Ne yapacaksın şimdi.Nereye gideceksin.Söyle bileyim o zaman,peki her şeyi aldıktan sonra ne isteyeceksin.Kimse sormayacak beni sana.Ben hiç olmamışım gibi.Bazen bir martı mezarlığında elimde simitle gezineceğim.İnsan nereye giderse gitsin gömlekli çocuklar görüyor.İnsan nereye giderse gitsin hep bir çığlık.Belki martı belki bir kadın.Artık ben o bildikleri adam değilim.Dünya bildiğimiz gibi değil artık. Ama yine de sonra bir gün gelecek,muhtemelen mayıs.Bir güneş olacak.Bir şey olacak.Herhangi bir şey işte.Anlayacaksın o an.Bir şeyler olduğunu anlayacaksın.Gömleğinin eksik düğmesini farkedeceksin.Nasıl kaçıp gittiğini hatırlayacaksın.Kaçıp gittiğini bilmediğini anlayacaksın.Gömleğinin rengini hatırlayacaksın.Sana nasıl uzandığımı.
Hayır değişmiyor insan.Ben değişmiyorum.O düğmeyi saklıyorum neresi olduğunu hatırlamadığım bir yerde.Sen büyümemişsin hiç.Çocukluk gömleğini giyiyorsun hala.Adam desen değilsin.Çocuk desen hiç.Ama gelip sorsam sana.Kime gittiğini sorsam.Neye kaçtığını sorsam.Hala deli diyeceksin bana.Yine de bekliyorum işte evimden geçmeni.
Seni ilk tanıdığım gibi gelsen bana.Başka kimse olmamış gibi.Başka kimse ölmemiş gibi.Hala hayattaymışsın gibi.
Bu defa,
Ben tutmasam gömleğinden,sen de gitmesen..
Hayır değişmiyor insan.Ben değişmiyorum.O düğmeyi saklıyorum neresi olduğunu hatırlamadığım bir yerde.Sen büyümemişsin hiç.Çocukluk gömleğini giyiyorsun hala.Adam desen değilsin.Çocuk desen hiç.Ama gelip sorsam sana.Kime gittiğini sorsam.Neye kaçtığını sorsam.Hala deli diyeceksin bana.Yine de bekliyorum işte evimden geçmeni.
Seni ilk tanıdığım gibi gelsen bana.Başka kimse olmamış gibi.Başka kimse ölmemiş gibi.Hala hayattaymışsın gibi.
Bu defa,
Ben tutmasam gömleğinden,sen de gitmesen..
4 Ocak 2013 Cuma
Virginia'nın hayali intihar mektubu
Bu sabah bir başka uyandım Leonard.
Pencerenin önünde çiçekler vardı.Çiçekli elbisemi giymeliyim dedim.Durdum baktım.Duvarda bir saat.Saat duvar gibi durmuş.Yanımda biri uyumuş ama sabah olmadan yok olmuş.Çok yağmurlu bir günde aynaya bakarken gözlerimin ne kadar güzel olduğunu farkettim.Bir güneş bulsam takip edecektim bu sabah.Belki de bir yıldız,güneş gibi..Saçlarımı yıkamak istedim.Ama çok yağmur yağıyordu.Belki bir güneş bulsam.
Ağaçlara bakıyorum biliyor musun?Onları izliyorum.Unuttuğum her şeyi bir bir hatırlıyorum.Kendimi asla ait hissetmediğim o şehri.Arkadaş toplantılarımızı.Şarap kadehlerimi,saçıma taktığın o tokayı.Mutfak dolaplarının rengini beğenmeyişimi.Bildiğin bir yer vardı.Bana öyle söylemiştin.Gideceğimizi söylemiştin.Gelecektim seninle.Yağmur hiç bitmeyecek gibi.Bu odada tek başıma oturuyorum.59 yaşındayım ve söyleyecek hiçbir şeyim kalmadı.Nereye gideceğimi bilmiyorum.Bazen dayanamadığımı hissediyorum.Her şeyi düzelteceğim söz veriyorum.Ama göremiyorum Leonard.Ağaçları seyretsem de onları göremiyorum.Caddelerden geçen onlarca insana dokunamıyorum.Bütün gün bu lanet evin içinde dolanıyorum.Bazen sadece duruyorum.Durmaktan yoruldum.Çiçeklerden yoruldum.Bana her şeyin düzeleceğini söyle.Ben toprağa karışmak istiyorum.Toprağa dokunmak istiyorum.Gidebileceğim her yere gittikten sonra hiç bir yere gidemiyorum.Hiç kimseye söyleyemiyorum Leonard.Seni çok sevdiğimi ama seni terkedeceğimi kimseye söyleyemiyorum.Kendime bile anlatamıyorum.Neyi neden hissettiğimi kendime anlatamıyorum.Bazen küçülüyorum,yatakta uzanmışken kendime bakıyorum,duvarlara,kendime,pencereye,pencerenin önünde duran çiçeklere.Dışarı çıkmak istiyorum,seni bulmak.Kendimi teslim etmek.Kendimi geri almak.
Beklemedim mi sanıyorsun.Tek yaptığım buydu.Ben inanmadım Leonard.İnsanların sadece bekleyerek tükenebileceklerine inanmadım.Yanıldım biliyorsun.İnsanların en çok bekleyerek çürüyeceklerini anlayamadım.Neyi bekledin diye soracaksın biliyorum.Yapamadım Leonard.Kendimi hayatın içine bırakamadım.Ben yaşamayı hep bekledim.Tüm bu çiçekler,güzel kadınlar ve her şey.Hepsi sadece,çok fazlaydı.Tıkılıp kaldığım bu evde ölüyorum Leonard.Hayır,bu sabah da tüm diğerleriyle aynı.Bu sabah da bir başka uyanmadım.Belki de hiç uyanmadım.Bazen uyandığımı hissedemiyorum.Tanrı kadınları böyle ağır şeylerle sınamamalı.Belki de tanrı erkektir bilmiyorum.Delirdiğimi söylüyorlar.Onlara inanmak ya da inanmamak konusunda kararsızım.Ama gene de ben böyle devam edemiyorum.Tüm bu sokaklar caddeler varken ve insanlar birbirlerine bu kadar tepkisizken hiç bir şey söylemek istemiyorum artık.Ölmekten başka gidecek hiç bir yerim yok.Bir nehir yıkayabilir belki her şeyi.
Bu sabah bir başka uyandım Leonard.
Pencerenin önünde çiçekler vardı.Çiçekli elbisemi giymeliyim dedim.
Kahramanları öldüremiyorsan,yazarı öldüreceksin Leonard.Ben de öyle yapıyorum.Yazdığım ve yazamadığım tüm kahramanlarımdan özür diliyorum.
V.
24 Ekim 2012 Çarşamba
sahibim
sahibim!
beni,gel götür diye beklediğim bu sokakta ayıp değil senden dem vurmak.
ayıp değil işte ağzıma geldiğince sövüyorsam sana.
bu sokakta matemin var .
ama biz seni güldük seni söyledik yine de.
yana yakıla seni bekledik.
yetmedi bir de burdan ağladık sana.
cümle alem geldi..
ama bilirsin anlarsın.
sen herkesten başka anlarsın ya.
et kemik söküldüm ayrıldım kendimden.
küçük bir an için.
zamanın değersizliğine inan diye.
belki de kadınlar ağlamasın diye taksilerin arka koltuğunda.
nerden bilecektik oysa.
bıraktık gittik işte.
o kızıl kadınları o sarı taksilere bıraktık gittik.
bırak artık allah aşkına.yakışmıyor eline.
zaten izmaritlerde unuttuğun dudaklarını nasıl seçeyim koskoca kalabalıkta?
nasıl çekip alayım seni dumanaltı olmuşken gözlerin.
nasıl tutup öpeyim gözlerinden.
gözden öpmek ayrılıktır derler bilirsin.
sahibim!
söyle bana o zaman,
senin şu gittiğin sahi mi?
iç-im
çünkü yastığın altından geliyorlar..
bir.iki.
üçün beşin lafı..
bazen hırla gürle.bazen yana döne söne.
boynumdaki kolların,gözlerime bağ.
değil.
hayır gözlerime bak.
çünkü güzeldin.
değil.
hiç bir şey anlattığım ya da anlatamadığım gibi değil.
bu içimdeki.
bu aklımdaki.
bu içimdeki kolların.
hayır bu aklımdaki.
ben orada görüyorum.
rüya.
beni rüyalarında görüyorlar.
gene içimde.gene yüzün.
senin yüzünden.
gitmiyor.
nereye?.
gene korktum.gene gece.
sakın dinlemeyin beni..
sak-la!
as-la.
aklım sırtıma çullanmış.
yerler kuru.üstüm çamur.silahım kimde.
nerede?
silah kim.
gene korktum.
birbirine değen metaller.
öyle sesler.
ıssızdan.
sesler.
yatağın altındaki ölü kadın.
beni..
öldürmüşler..
kadını.
hayır.
ben.
hangi kapıyı açsam omzumda koca bir kambur.
sanki çirkinim.
ama sanki düşününce geçiyor.
ağzım avuçlarımı yiyiyor..kapıların ardında çamur.
sırtıma bitişik bir erkek çocuğu.
kapıların ardında.
kapılar.
korkunç.
gitmiyor.
git.
çünkü güzeldin.
düşününce geçiyordu ama.
ahmak!
bu içimdeki.
bu içimdeki kolların.
içim ağrıyor.
içim.
belli ki sorun.
çünkü susun.
yenin beni.
beni yenin.yenin.
içimi.
yenin.
yiyin.
kadın
beni dinlemeyin.
yok yere.
her şey çok kolay.nasılsa tek kişilik.
geç..hayır dur.
trafik polisi ahbabım.
geç kaldın.
kaldın.sevgiliyi öldürmek suç teşkil etmiyor
ama gene de aklımda kaldın.
beceremiyorum.
zaten kendimi bahçeye bağladım.
şimdi bir de sen çıktın başıma.
sana kaçıyorum.aklımı da yanımda kaçırıyorum.
midye istiyorum orospu çocukları.
fidye değil.
sevgiliyi kaçırmak kaçakçılık sayılmıyor.
memur bey kelepçeleri yatakta unutmuş zaten.
sanki çok da güzeldin.
etrafta dönen sarhoş kadın.
aklın ayaklarına dolanıyor.
sarhoş bir kadını öpmek ahlak masasına intikal etmiyor neyse ki.
ne zaman sarhoş olsa tutup öpüyorum o küçük ağzından.
belediye de bir şey demiyor zaten.
trafik polisi ahbabım demiştim ama,
bu yol çıkmaz kadın!
şimdi bir de sen çıktın.
31 Ağustos 2012 Cuma
One more cup of coffee
Yirmi yıl..Koskoca yirmi yıl..Birbiri ardına yığılmış,birbirinin aynı yirmi yıl.Tek güzel şey olmadan sadece bekleyerek geçen yirmi yıl..Yüzüne düşen saçlarında,sıvadığı kollarında o yirmi yılın ağırlığı..
*Kadın tüm müşterilere yetişmek için oradan oraya koşuyordu.Önlüğünü giymiş,saçlarını tepeden toplamış,kollarını sıvamış,bir yandan müşterilerin kahvelerini tazeliyor,bir yandan da masaları siliyordu.İnsanlar geliyordu her gün.Bir sürü.Soluklanmak için duran,bir kahve içip gidecek bir sürü kadın ve erkek..Arabalar geçiyordu durmadan.Arabalardan yükselen kahkahalar,ağlama sesleri,iniltiler,şarkılar..Geride yola fırlatılan bebek bezleri,prezervatifler ve bira şişeleri kalıyordu..Yorgundu.Biliyordu.Günlerin birbirinden farkı yoktu.Ama yirmi yıl önce her şey çok güzeldi.Böyle yerlere gider bir kahve ister elinde dergisi ve sigarasıyla tıpkı asil bir kadın gibi dururdu.Yirmi yıl önce her şey çok güzeldi ve o da elbette..Yirmi yıl önce aşık olmuştu ve sonra hiç..Liseden sonra okumamıştı..Sadece resim yapar ve masaları silerdi.Tabi bir de biten kahveleri tazelerdi durmadan..Herkes olabildiğince yorgun geliyordu.Gözlerinin altı halka halka olmuş bitmiş tükenmiş,yollarda hırpalanmış adamlar gelirdi hep ve bazen de kadınlar.Müziksiz yapamazdı.Muhakkak günün her saatinde inceden bir müzik sesi duyulurdu bu küçük soluklanma yerinden.En çok geceleri severdi ama.En çok geceleri yağmur yağardı..Daha az insan gelirdi.Sadece kasada duran yaşlı adam ve o kalırlardı.Kendine bir kahve yapar kapının önüne çıkardı.Yola bakardı.Gelip geçen arabalara,plakalarına,renklerine..İçindekilere.Bileklerine kadar uzanan turkuaz bir eteği vardı.Hiç çıkarmazdı neredeyse..En çok ayak bilekleri üşürdü o yüzden.Kahve fincanına yağmur suyu dolardı.Saçları dağılırdı.Ama düzeltmezdi asla.Elinde sigara ve kahve fincanıyla öylece dururdu.Öylece yola bakardı.Nadiren de olsa bir şarkı mırıldanırdı.Tam o esnada birileri dururdu.Durup bakardı gelenlere.Hemen içeri geçer işinin başına dönerdi sonra.Bir sürü adamla sevişmişti geçen yirmi yılda.Yolculuğa mola verip bir şeyler atıştırmaya ya da bir şeyler içmeye gelen bilmem kaç ülkeden adamla sevişmişti.Bazen arabada,bazen tuvalette.Üzülmemişti ama.Ağlamamıştı ya da herhangi birinden sonra..Fincana kahve doldurmak gibi bir şeydi sevişmek.Bir görev gibi.
*Hiç evlenmemişti.Beklemek diyorum da,o gerçekten beklemişti.Ve bekleyecekti.Belki de bu yüzden bu yol kenarı kafesinde çalışıyordu.Gelen giden herkesi görmek istiyordu.Hiç bir şeyi,hiç kimseyi kaçırmamak..Şehirler arası vedalar döşeyen otobüsler geliyordu günün her saatinde.Bazen o da o otobüslerden birine binip,basıp gitmek istiyordu.
Genelde yağmursuz gün olmuyordu.Ama o sabah korkunç bir yağmur vardı ve mekan tıka basa doluydu..Camlar buğulanmıştı.Dışarıdaki buz gibi havaya rağmen,içerisi sıcaktı.En sevdiği şarkı çalıyordu radyoda.Sonra.
Sonra O geldi.Yirmi yıl önce hiç gitmemiş gibi geldi.Sırılsıklam geldi.Yapayalnız geldi.Nasıl da yaşlanmıştı.Ama hala..Hala çok yakışıklıydı.Başında fötr bir şapka vardı.Boynunda haki atkısı.Yirmi yıla inat,tek bir el hareketiyle kapıyı açıp gelmişti.Paçaları sırılsıklamdı.Barı andıran uzun ve yüksek bir masa vardı.Oraya yöneldi.Ağır adımlarla.Hiç bir şey olmamış gibi.Yirmi yıl önce yola çıkmış da hala yoldaymış gibi..Yalnızca soluklanmaya gelmiş gibi.Kadın onu gördüğü an.O an yirmi yıl hiç geçmemiş gibiydi.Hiç beklememiş gibi..
Koşup boynuna sarılmadı.Gülmedi ya da ağlamadı.Ellerini,üzerindeki önlüğe sildi,elindeki tabakları bıraktı.Saçlarını düzeltmedi.Her zamanki gibi dağınıktı.Ama ne olursa olsun.Yirmi yıl sonra da olsa gelmişti.O paramparça olmuş fotoğraftakinden çok daha yaşlıydı.Dağılmış saçları,cebinde duran sigarası,çakmağı ve fotoğrafıyla adama doğru yürüdü..Adam şapkasını çıkarıp masanın üstüne koymuştu.Masadaki küçük vazoda adını kimsenin ne olduğunu bilmediği çiçekler vardı.Sonra ceketini çıkardı adam.Arkasına yaslandı.Ve tam o an kadın masanın başında duruyordu.Gözlerini dikmiş adamı izliyordu.Sıradan bir ses tonuyla ne alırsınız diye sordu.Adam başını çevirmeden-sadece bir bardak kahve dedi.Kadın adamın kahvesini hazırlamaya gitti.Küçük bir kupaya doldurdu kahveyi.Sevişir gibi başka adamlarla.Ya da sadece kahve doldurur gibi.-buyrun dedi.Adam bu defa dönüp baktı kadının beyaz ellerinden alırken kahveyi.Sadece baktı.Dağınık saçlarına,kirpiklerine,gözlerine ve belki de bakıp da görmediği kadının cebindeki o fotoğrafa.Sonra gülümsedi.Kadın tam gidecekti ki,adam bileğinden tuttu.Gitme dedi.Kadın adamın karşısına oturdu.Neden gittin diye sordu?Tek bir soru.Koskoca yirmi yılı bir saniyede hiç edecek tek bir soru.Adam o çarpık gülümsemesiyle güldü yine
-geri gelmek için.
-geri geleceğini biliyordum.
-ben de..
Kadın yirmi yıl sonra ilk defa gerçekten gülümsemişti.Adamın beyazlamış şakaklarını,ellerini,kahveyi yudumlayan dudaklarını,kirpiklerini izliyordu.Sanki yirmi yıl boyunca bu masada oturup beklemişlerdi.Bu bir kaç cümleden sonra konuşmadılar.Birbirlerinin yüzlerine bedenlerine dokunmuş yabancı izleri izlediler sessizce.Adam kahvesini bitirdi.Bir kahve daha ister misin diye sordu kadın.Sadece gitmesin diye.Bir fincan kahvelik zamanları daha olsun diye.Bir yirmi yıl daha beklemesin diye.Gideceğini biliyordu oysa.En geç bir fincan kahve sonra.Belki bir de sigara yakardı.Bir ihtimal işte.
Asla öğrenemeyeceksin değil mi?Hiç bir zaman bilemeyeceksin neden gittiğini.Ve soramayacaksın.Çünkü öylesine gitti işte bir sabah..En kötüsü de o sabah yanında uyandığında çoktan vazgeçmişti senden..
-peki,bir fincan daha alayım dedi adam,yine o aynı çarpık gülümsemesiyle.
Kadın kahveyi hazırlamaya gitti.Tıpkı sevişir gibi.
Döndüğünde o çoktan gitmişti..
Yirmi yıla inat.Zaten hiç gelmemiş gibi.Bir fincan kahve daha içemeyecek kadar telaşla.Oysa kadın zaten istememişti temelli kalmasını.Ve beklememişti de.Sadece üç beş cümle daha biriktirecekti ondan geriye.Cebinde duran fotoğraf gibi tıpkı.
Sonra kollarını sıvadı,saçlarını topladı,ellerini önlüğüne sildi ve insanların kahvelerini tazelemeye,onlarla sevişmeye ve de onu beklemeye devam etti..
( Bob Dylan'ın One More Cup of Coffee'sine..)
24 Ağustos 2012 Cuma
Beyoğlu
işte şimdi sizin bana baktığınız yerde bekliyorum..Beni dünyadan çekip alan o sesle birlikte.Oysa ben oldukça emindim olacaklardan..Her gerçek gibi.
Yalan değil,bu apaçık bir korku işte.Ne derseniz deyin.Ama ben çok net hatırlıyorum her şeyi.Siz hatırlıyor musunuz?
Karşımda duruyordu.Kalın dudaklı,sarı saçlı.Bana doğruyu söyle kadın.!Çünkü benim bir tek doğrulara ihtiyacım var.İşte o kapı benim gittiğim kapı.Ama sen bu şarkıyı söylemezdin eskiden..Oysa böyle miydi her şey?
Yanlış yerde bekliyormuşuz.Ölmek için ne güzel,aşık olmak için ne korkunç bir yer burası.Önümü göremiyorum.Nereye getirdiniz beni allah aşkına kuzum..Koca bir kalabalık var beni bekleyen..Şuracıkta hemen.Dışarıda.Bırakın da gideyim..
Durma sakın.Ya da bakma bana..Anlayamayacağın çok şey var.Sakın durma,gitme ya da.Beni bekliyorlar demiştin.Yoksa artık beklemiyorlar mı?Söylediklerime bakma.Ve bana da..
Çünkü bana baktıklarında susuyorlar.Sen sakın susma.
Bir pazar sabahı tüm hayatım değişti.Yapma allah aşkına.İnsanın hayatı değişir miymiş hiç pazar sabahı.Pazarlardan vazgeçtiğimizden beri cumartesi akşamları ağır bir taşşak kokusu alıyor Beyoğlu'nu..Sabahın beşinde beyoğlunda çocuklar flüt çalıyor.Sabahın beşinde kimse dinlemiyor flüt çalan çocukları.Zaten beyoğlunda kimse kimseyi dinlemiyor.Şimdilerde fahişelik en namuslu meslek.Saçlarından ayrımsıyorum onları.Sarı ve kızıl saçlarından.
Ne öncesi var ne sonrası halbuki..Yüksek topuklar üstünde matah kahkahalar.
Şarkı söylemeyi bilmeyen şarkıcılar,bayat midye dolmaları,ayaklı kas torbaları,terden pörsümüş uzuvlar kusmuk ve ter..
Beyoğlunda önce sevişir sonra ayrılır en son da aşık olur insanlar..
Unut o vakit her şeyi.Çünkü seni kimse sevmedi.Sokakta kaybettiklerini yatakta aradılar sadece..Bazı akşamlar sabah olunca unutulur.Seninkiler de öyle işte.Dokun istediğin kadar eşyalarına,o bilmediğin evin..Bir erkeği aldatamazsın eşyalarla.Senin olmayan o evi ve adamı sevemezsin,zinhar.
Beyoğlu'nda cumartesi akşamları Nazım şiirleri gibidir.Bir buruk biter her zaman..O akşam da öyle oldu.
Ölmek için ne güzel,aşık olmak için ne korkunç bir yer burası..İşte o kapı benim gittiğim kapı.Ama sen bu şarkıyı söylemezdin eskiden..Bu akşam başka akşam dedi,dönüp.Karşımda duruyordu.Kalın dudaklı,sarı saçlı.Beni dünyadan çekip alan o sesle birlikte.İki el silah sesi.Bana doğruyu söyle kadın.!Çünkü benim bir tek doğrulara ihtiyacım var..
Harbiden öldün mü bu boktan cumartesi akşamında?
Yalan değil,bu apaçık bir korku işte.Ne derseniz deyin.Ama ben çok net hatırlıyorum her şeyi.Siz hatırlıyor musunuz?
Karşımda duruyordu.Kalın dudaklı,sarı saçlı.Bana doğruyu söyle kadın.!Çünkü benim bir tek doğrulara ihtiyacım var.İşte o kapı benim gittiğim kapı.Ama sen bu şarkıyı söylemezdin eskiden..Oysa böyle miydi her şey?
Yanlış yerde bekliyormuşuz.Ölmek için ne güzel,aşık olmak için ne korkunç bir yer burası.Önümü göremiyorum.Nereye getirdiniz beni allah aşkına kuzum..Koca bir kalabalık var beni bekleyen..Şuracıkta hemen.Dışarıda.Bırakın da gideyim..
Durma sakın.Ya da bakma bana..Anlayamayacağın çok şey var.Sakın durma,gitme ya da.Beni bekliyorlar demiştin.Yoksa artık beklemiyorlar mı?Söylediklerime bakma.Ve bana da..
Çünkü bana baktıklarında susuyorlar.Sen sakın susma.
Bir pazar sabahı tüm hayatım değişti.Yapma allah aşkına.İnsanın hayatı değişir miymiş hiç pazar sabahı.Pazarlardan vazgeçtiğimizden beri cumartesi akşamları ağır bir taşşak kokusu alıyor Beyoğlu'nu..Sabahın beşinde beyoğlunda çocuklar flüt çalıyor.Sabahın beşinde kimse dinlemiyor flüt çalan çocukları.Zaten beyoğlunda kimse kimseyi dinlemiyor.Şimdilerde fahişelik en namuslu meslek.Saçlarından ayrımsıyorum onları.Sarı ve kızıl saçlarından.
Ne öncesi var ne sonrası halbuki..Yüksek topuklar üstünde matah kahkahalar.
Şarkı söylemeyi bilmeyen şarkıcılar,bayat midye dolmaları,ayaklı kas torbaları,terden pörsümüş uzuvlar kusmuk ve ter..
Beyoğlunda önce sevişir sonra ayrılır en son da aşık olur insanlar..
Unut o vakit her şeyi.Çünkü seni kimse sevmedi.Sokakta kaybettiklerini yatakta aradılar sadece..Bazı akşamlar sabah olunca unutulur.Seninkiler de öyle işte.Dokun istediğin kadar eşyalarına,o bilmediğin evin..Bir erkeği aldatamazsın eşyalarla.Senin olmayan o evi ve adamı sevemezsin,zinhar.
Beyoğlu'nda cumartesi akşamları Nazım şiirleri gibidir.Bir buruk biter her zaman..O akşam da öyle oldu.
Ölmek için ne güzel,aşık olmak için ne korkunç bir yer burası..İşte o kapı benim gittiğim kapı.Ama sen bu şarkıyı söylemezdin eskiden..Bu akşam başka akşam dedi,dönüp.Karşımda duruyordu.Kalın dudaklı,sarı saçlı.Beni dünyadan çekip alan o sesle birlikte.İki el silah sesi.Bana doğruyu söyle kadın.!Çünkü benim bir tek doğrulara ihtiyacım var..
Harbiden öldün mü bu boktan cumartesi akşamında?
17 Haziran 2012 Pazar
Tanrının yetim oğlu.
Sonunda işte.En sonunda.Tam da burada yani.Her şeyin en sonunda..Benim olduğum yerde..Sizin olduğunuz yerde veyahut..Atsan atılmaz satsan satılmaz bir son işte bizimkisi..
Yalnız başımıza yazdığımız,iki kişilik bir son..
Şimdi ben yirmi yaşımda türlü günaha girmiş,önce ve sonra arasında sıkışmış kalmışım.
Peki ya sonra ne oldu.Sonra,son'dan geliyorsa,sonun nasıl sonrası olur oysa..
Şimdi ben yirmi yaşımda gecenin ortasında gün dönümünü bekliyorum.
Bırakın anlatayım size.Sarhoşluğu benden iyi bilemez hiç kimse.Atsan atılmaz satsan satılmaz bir gençlik aşkı işte altı üstü..Ne diye o şarkılara meylediyorum halbuki.
Ben kandım biliyorum..Gece diye kandım..Unuturum sandım gece diye.Anlatırsam anlar sandım gece diye.Anlatılmamış hikayelerimdeki adamların kaftanından biçtim ona ,istemsiz.
Bazen bilirsin.Unutursan ölürsün.Unutmuyorum işte.Bir borç gibi taşıyorum onu.Kahverengi bir leke gibi omzumun üzerinde.
Ben aşkı şizofreniye buladım.
Ben ellerimi ona buladım.Ben ellerimi ona buladığımdan beri kimseye dokunamıyorum..Ben aşkı şizofreniye buladığımdan beri kimseyi anlayamıyorum.
Şimdi bir de burdan baktım.Durduğu yerde mutsuz.Tüm diğer herkes gibi.İnsanoğlunun kaçınılmaz kaderi gereğince mutsuz.Çok mutsuz.Gri bir koridorda yürüyor.Ben sigara yakıyorum.Şöyle bir doğruluyorum.Bir de burdan bakıyorum ona..Bir de burdan seviyorum onu.Bir de burdan dokunuyorum yüzüne gözlerimle.
Ölmekten çok korkuyor.Herkes gibi.Ama deli gibi istiyor ölmeyi.Fotoğraflarımıza bakıyor mu acaba?Fotoğrafımız var mı bizim?Onu öldürmeme müsaade eder mi?Kendimi ona öldürmeme izin verir mi?
Bir tesadüftü belki her şey.Bir rastlantı.Ya alelade bir yerde yolları kesişen iki insansak?Ya bu kadarsa?
Ama ben onu yetim yarasından öpmeden ölmek istemiyorum.İnsanları bir kenara savurup gelip beni tekrar bulsun diye gökyüzünün ortasında bekliyorum.Beni bulsun diye gitmiyorum buralardan..
Kadınlar parfüm kokuyor,yollarda kusmuk var,yaz geldi.Dondurma yok.Zaman geçti.Neresindeyim onsuzluğun.Söylemeyeceğim hayır.Size asla söylemeyeceğim.
Neresindeyim onsuzluğun?Sonsuz onsuzluk öldü..
Ben ölemeyen bir adama aşık oldum.O ölemedi diye ben de ölemedim.Sonsuza kadar onsuz bir yaşamaya tutuklandım..
Tanrının yetim oğlu..
Kelimeler yok.Konuşacak cümleleri yazdım çoktan.Peki ama korkma.Söyleme.Söylemek zorunda değilsin.Gelmek zorunda değilsin.Söyleyin ona gelmesin.Sadece ölmeliyim belki de.Sessizce çekip gitmeliyim senden.Söyleyin ona.
Senin yüzünden aşık olamadığın tüm o diğer adamların katiliyim ben.Sen ölemedin diye ben kendi ölümümün katiliyim.
Hayır asla söylemeyeceğim.Aşkı şizofreniye buladığımdan beri.Sen gittiğinden beri.Beni sana sormaktan vazgeçtiklerinden beri.Seni benden değil de bir başkasından sormaya başladıklarından beri.Vazgeçtim ben.
Şimdi öncesi sonrası umurumda değil.Sonsuzluğun neresindeyim ben?Konuşacak bir şey yok.Ben konuşmaya inanmıyorum.
Ben ölemeyen bir adama aşık oldum.O ölemedi diye ben de ölemedim.Sonsuza kadar onsuz bir yaşamda tutuklu kaldım.
Tanrının yetim oğlu.İyi bil.Ölmem ben,yetim yaralarından öpmeden seni.
Müsaade et öldüreyim seni.Müsaade et kendimi sana öldüreyim.
Söylemeyiz onlara.
Kelimeler yok.Kelimelere inancım kalmadı çünkü.Sadece bir defa yanında kalayım diye.Sadece bir defa intihar edelim diye.Aynı masada karşılıklı.
Sen ölmekten çok korkarsın halbuki.
Ölmeye inanmıyorum zaten ben..
Şimdi bırak bir de burdan seveyim seni.Bir de böyle seveyim.Ne kaybederim hem.
Ucunda ölüm yok ya.
.
Yalnız başımıza yazdığımız,iki kişilik bir son..
Şimdi ben yirmi yaşımda türlü günaha girmiş,önce ve sonra arasında sıkışmış kalmışım.
Peki ya sonra ne oldu.Sonra,son'dan geliyorsa,sonun nasıl sonrası olur oysa..
Şimdi ben yirmi yaşımda gecenin ortasında gün dönümünü bekliyorum.
Bırakın anlatayım size.Sarhoşluğu benden iyi bilemez hiç kimse.Atsan atılmaz satsan satılmaz bir gençlik aşkı işte altı üstü..Ne diye o şarkılara meylediyorum halbuki.
Ben kandım biliyorum..Gece diye kandım..Unuturum sandım gece diye.Anlatırsam anlar sandım gece diye.Anlatılmamış hikayelerimdeki adamların kaftanından biçtim ona ,istemsiz.
Bazen bilirsin.Unutursan ölürsün.Unutmuyorum işte.Bir borç gibi taşıyorum onu.Kahverengi bir leke gibi omzumun üzerinde.
Ben aşkı şizofreniye buladım.
Ben ellerimi ona buladım.Ben ellerimi ona buladığımdan beri kimseye dokunamıyorum..Ben aşkı şizofreniye buladığımdan beri kimseyi anlayamıyorum.
Şimdi bir de burdan baktım.Durduğu yerde mutsuz.Tüm diğer herkes gibi.İnsanoğlunun kaçınılmaz kaderi gereğince mutsuz.Çok mutsuz.Gri bir koridorda yürüyor.Ben sigara yakıyorum.Şöyle bir doğruluyorum.Bir de burdan bakıyorum ona..Bir de burdan seviyorum onu.Bir de burdan dokunuyorum yüzüne gözlerimle.
Ölmekten çok korkuyor.Herkes gibi.Ama deli gibi istiyor ölmeyi.Fotoğraflarımıza bakıyor mu acaba?Fotoğrafımız var mı bizim?Onu öldürmeme müsaade eder mi?Kendimi ona öldürmeme izin verir mi?
Bir tesadüftü belki her şey.Bir rastlantı.Ya alelade bir yerde yolları kesişen iki insansak?Ya bu kadarsa?
Ama ben onu yetim yarasından öpmeden ölmek istemiyorum.İnsanları bir kenara savurup gelip beni tekrar bulsun diye gökyüzünün ortasında bekliyorum.Beni bulsun diye gitmiyorum buralardan..
Kadınlar parfüm kokuyor,yollarda kusmuk var,yaz geldi.Dondurma yok.Zaman geçti.Neresindeyim onsuzluğun.Söylemeyeceğim hayır.Size asla söylemeyeceğim.
Neresindeyim onsuzluğun?Sonsuz onsuzluk öldü..
Ben ölemeyen bir adama aşık oldum.O ölemedi diye ben de ölemedim.Sonsuza kadar onsuz bir yaşamaya tutuklandım..
Tanrının yetim oğlu..
Kelimeler yok.Konuşacak cümleleri yazdım çoktan.Peki ama korkma.Söyleme.Söylemek zorunda değilsin.Gelmek zorunda değilsin.Söyleyin ona gelmesin.Sadece ölmeliyim belki de.Sessizce çekip gitmeliyim senden.Söyleyin ona.
Senin yüzünden aşık olamadığın tüm o diğer adamların katiliyim ben.Sen ölemedin diye ben kendi ölümümün katiliyim.
Hayır asla söylemeyeceğim.Aşkı şizofreniye buladığımdan beri.Sen gittiğinden beri.Beni sana sormaktan vazgeçtiklerinden beri.Seni benden değil de bir başkasından sormaya başladıklarından beri.Vazgeçtim ben.
Şimdi öncesi sonrası umurumda değil.Sonsuzluğun neresindeyim ben?Konuşacak bir şey yok.Ben konuşmaya inanmıyorum.
Ben ölemeyen bir adama aşık oldum.O ölemedi diye ben de ölemedim.Sonsuza kadar onsuz bir yaşamda tutuklu kaldım.
Tanrının yetim oğlu.İyi bil.Ölmem ben,yetim yaralarından öpmeden seni.
Müsaade et öldüreyim seni.Müsaade et kendimi sana öldüreyim.
Söylemeyiz onlara.
Kelimeler yok.Kelimelere inancım kalmadı çünkü.Sadece bir defa yanında kalayım diye.Sadece bir defa intihar edelim diye.Aynı masada karşılıklı.
Sen ölmekten çok korkarsın halbuki.
Ölmeye inanmıyorum zaten ben..
Şimdi bırak bir de burdan seveyim seni.Bir de böyle seveyim.Ne kaybederim hem.
Ucunda ölüm yok ya.
.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)