31 Ağustos 2012 Cuma

One more cup of coffee


Yirmi yıl..Koskoca yirmi yıl..Birbiri ardına yığılmış,birbirinin aynı yirmi yıl.Tek güzel şey olmadan sadece bekleyerek geçen yirmi yıl..Yüzüne düşen saçlarında,sıvadığı kollarında o yirmi yılın ağırlığı..
*Kadın tüm müşterilere yetişmek için oradan oraya koşuyordu.Önlüğünü giymiş,saçlarını tepeden toplamış,kollarını sıvamış,bir yandan müşterilerin kahvelerini tazeliyor,bir yandan da masaları siliyordu.İnsanlar geliyordu her gün.Bir sürü.Soluklanmak için duran,bir kahve içip gidecek bir sürü kadın ve erkek..Arabalar geçiyordu durmadan.Arabalardan yükselen kahkahalar,ağlama sesleri,iniltiler,şarkılar..Geride yola fırlatılan bebek bezleri,prezervatifler ve bira şişeleri kalıyordu..Yorgundu.Biliyordu.Günlerin birbirinden farkı yoktu.Ama yirmi yıl önce her şey çok güzeldi.Böyle yerlere gider bir kahve ister elinde dergisi ve sigarasıyla tıpkı asil bir kadın gibi dururdu.Yirmi yıl önce her şey çok güzeldi ve o da elbette..Yirmi yıl önce aşık olmuştu ve sonra hiç..Liseden sonra okumamıştı..Sadece resim yapar ve masaları silerdi.Tabi bir de biten kahveleri tazelerdi durmadan..Herkes olabildiğince yorgun geliyordu.Gözlerinin altı halka halka olmuş bitmiş tükenmiş,yollarda hırpalanmış adamlar gelirdi hep ve bazen de kadınlar.Müziksiz yapamazdı.Muhakkak günün her saatinde inceden bir müzik sesi duyulurdu bu küçük soluklanma yerinden.En çok geceleri severdi ama.En çok geceleri yağmur yağardı..Daha az insan gelirdi.Sadece kasada duran yaşlı adam ve o kalırlardı.Kendine bir kahve yapar kapının önüne çıkardı.Yola bakardı.Gelip geçen arabalara,plakalarına,renklerine..İçindekilere.Bileklerine kadar uzanan turkuaz bir eteği vardı.Hiç çıkarmazdı neredeyse..En çok ayak bilekleri üşürdü o yüzden.Kahve fincanına yağmur suyu dolardı.Saçları dağılırdı.Ama düzeltmezdi asla.Elinde sigara ve kahve fincanıyla öylece dururdu.Öylece yola bakardı.Nadiren de olsa bir şarkı mırıldanırdı.Tam o esnada birileri dururdu.Durup bakardı gelenlere.Hemen içeri geçer işinin başına dönerdi sonra.Bir sürü adamla sevişmişti geçen yirmi yılda.Yolculuğa mola verip bir şeyler atıştırmaya ya da bir şeyler içmeye gelen bilmem kaç ülkeden adamla sevişmişti.Bazen arabada,bazen tuvalette.Üzülmemişti ama.Ağlamamıştı ya da herhangi birinden sonra..Fincana kahve doldurmak gibi bir şeydi sevişmek.Bir görev gibi.
*Hiç evlenmemişti.Beklemek diyorum da,o gerçekten beklemişti.Ve bekleyecekti.Belki de bu yüzden bu yol kenarı kafesinde çalışıyordu.Gelen giden herkesi görmek istiyordu.Hiç bir şeyi,hiç kimseyi kaçırmamak..Şehirler arası vedalar döşeyen otobüsler geliyordu günün her saatinde.Bazen o da o otobüslerden birine binip,basıp gitmek istiyordu.
Genelde yağmursuz gün olmuyordu.Ama o sabah korkunç bir yağmur vardı ve mekan tıka basa doluydu..Camlar buğulanmıştı.Dışarıdaki buz gibi havaya rağmen,içerisi sıcaktı.En sevdiği şarkı çalıyordu radyoda.Sonra.
Sonra O geldi.Yirmi yıl önce hiç gitmemiş gibi geldi.Sırılsıklam geldi.Yapayalnız geldi.Nasıl da yaşlanmıştı.Ama hala..Hala çok yakışıklıydı.Başında fötr bir şapka vardı.Boynunda haki atkısı.Yirmi yıla inat,tek bir el hareketiyle kapıyı açıp gelmişti.Paçaları sırılsıklamdı.Barı andıran uzun ve yüksek bir masa vardı.Oraya yöneldi.Ağır adımlarla.Hiç bir şey olmamış gibi.Yirmi yıl önce yola çıkmış da hala yoldaymış gibi..Yalnızca soluklanmaya gelmiş gibi.Kadın onu gördüğü an.O an yirmi yıl hiç geçmemiş gibiydi.Hiç beklememiş gibi..
Koşup boynuna sarılmadı.Gülmedi ya da ağlamadı.Ellerini,üzerindeki önlüğe sildi,elindeki tabakları bıraktı.Saçlarını düzeltmedi.Her zamanki gibi dağınıktı.Ama ne olursa olsun.Yirmi yıl sonra da olsa gelmişti.O paramparça olmuş fotoğraftakinden çok daha yaşlıydı.Dağılmış saçları,cebinde duran sigarası,çakmağı ve fotoğrafıyla adama doğru yürüdü..Adam şapkasını çıkarıp masanın üstüne koymuştu.Masadaki küçük vazoda adını kimsenin ne olduğunu bilmediği çiçekler vardı.Sonra ceketini çıkardı adam.Arkasına yaslandı.Ve tam o an kadın masanın başında duruyordu.Gözlerini dikmiş adamı izliyordu.Sıradan bir ses tonuyla ne alırsınız diye sordu.Adam başını çevirmeden-sadece bir bardak kahve dedi.Kadın adamın kahvesini hazırlamaya gitti.Küçük bir kupaya doldurdu kahveyi.Sevişir gibi başka adamlarla.Ya da sadece kahve doldurur gibi.-buyrun dedi.Adam bu defa dönüp baktı kadının beyaz ellerinden alırken kahveyi.Sadece baktı.Dağınık saçlarına,kirpiklerine,gözlerine ve belki de bakıp da görmediği kadının cebindeki o fotoğrafa.Sonra gülümsedi.Kadın tam gidecekti ki,adam bileğinden tuttu.Gitme dedi.Kadın adamın karşısına oturdu.Neden gittin diye sordu?Tek bir soru.Koskoca yirmi yılı bir saniyede hiç edecek tek bir soru.Adam o çarpık gülümsemesiyle güldü yine
-geri gelmek için.
-geri geleceğini biliyordum.
-ben de..
Kadın yirmi yıl sonra ilk defa gerçekten gülümsemişti.Adamın beyazlamış şakaklarını,ellerini,kahveyi yudumlayan dudaklarını,kirpiklerini izliyordu.Sanki yirmi yıl boyunca bu masada oturup beklemişlerdi.Bu bir kaç cümleden sonra konuşmadılar.Birbirlerinin yüzlerine bedenlerine dokunmuş yabancı izleri izlediler sessizce.Adam kahvesini bitirdi.Bir kahve daha ister misin diye sordu kadın.Sadece gitmesin diye.Bir fincan kahvelik zamanları daha olsun diye.Bir yirmi yıl daha beklemesin diye.Gideceğini biliyordu oysa.En geç bir fincan kahve sonra.Belki bir de sigara yakardı.Bir ihtimal işte.
Asla öğrenemeyeceksin değil mi?Hiç bir zaman bilemeyeceksin neden gittiğini.Ve soramayacaksın.Çünkü öylesine gitti işte bir sabah..En kötüsü de o sabah yanında uyandığında çoktan vazgeçmişti senden..
-peki,bir fincan daha alayım dedi adam,yine o aynı çarpık gülümsemesiyle.
Kadın kahveyi hazırlamaya gitti.Tıpkı sevişir gibi.
Döndüğünde o çoktan gitmişti..
Yirmi yıla inat.Zaten hiç gelmemiş gibi.Bir fincan kahve daha içemeyecek kadar telaşla.Oysa kadın zaten istememişti temelli kalmasını.Ve beklememişti de.Sadece üç beş cümle daha biriktirecekti ondan geriye.Cebinde duran fotoğraf gibi tıpkı.
Sonra kollarını sıvadı,saçlarını topladı,ellerini önlüğüne sildi ve insanların kahvelerini tazelemeye,onlarla sevişmeye ve de onu beklemeye devam etti..

( Bob Dylan'ın One More Cup of Coffee'sine..)

24 Ağustos 2012 Cuma

Beyoğlu

işte şimdi sizin bana baktığınız yerde bekliyorum..Beni dünyadan çekip alan o sesle birlikte.Oysa ben oldukça emindim olacaklardan..Her gerçek gibi.
Yalan değil,bu apaçık bir korku işte.Ne derseniz deyin.Ama ben çok net hatırlıyorum her şeyi.Siz hatırlıyor musunuz?
Karşımda duruyordu.Kalın dudaklı,sarı saçlı.Bana doğruyu söyle kadın.!Çünkü benim bir tek doğrulara ihtiyacım var.İşte o kapı benim gittiğim kapı.Ama sen bu şarkıyı söylemezdin eskiden..Oysa böyle miydi her şey?
Yanlış yerde bekliyormuşuz.Ölmek için ne güzel,aşık olmak için ne korkunç bir yer burası.Önümü göremiyorum.Nereye getirdiniz beni allah aşkına kuzum..Koca bir kalabalık var beni bekleyen..Şuracıkta hemen.Dışarıda.Bırakın da gideyim..
Durma sakın.Ya da bakma bana..Anlayamayacağın çok şey var.Sakın durma,gitme ya da.Beni bekliyorlar demiştin.Yoksa artık beklemiyorlar mı?Söylediklerime bakma.Ve bana da..
Çünkü bana baktıklarında susuyorlar.Sen sakın susma.
Bir pazar sabahı tüm hayatım değişti.Yapma allah aşkına.İnsanın hayatı değişir miymiş hiç pazar sabahı.Pazarlardan vazgeçtiğimizden beri cumartesi akşamları ağır bir taşşak kokusu alıyor Beyoğlu'nu..Sabahın beşinde beyoğlunda çocuklar flüt çalıyor.Sabahın beşinde kimse dinlemiyor flüt çalan çocukları.Zaten beyoğlunda kimse kimseyi dinlemiyor.Şimdilerde fahişelik en namuslu meslek.Saçlarından ayrımsıyorum onları.Sarı ve kızıl saçlarından.
Ne öncesi var ne sonrası halbuki..Yüksek topuklar üstünde matah kahkahalar.
Şarkı söylemeyi bilmeyen şarkıcılar,bayat midye dolmaları,ayaklı kas torbaları,terden pörsümüş uzuvlar kusmuk ve ter..
Beyoğlunda önce sevişir sonra ayrılır en son da aşık olur insanlar..
Unut o vakit her şeyi.Çünkü seni kimse sevmedi.Sokakta kaybettiklerini yatakta aradılar sadece..Bazı akşamlar sabah olunca unutulur.Seninkiler de öyle işte.Dokun istediğin kadar eşyalarına,o bilmediğin evin..Bir erkeği aldatamazsın eşyalarla.Senin olmayan o evi ve adamı sevemezsin,zinhar.
Beyoğlu'nda cumartesi akşamları Nazım şiirleri gibidir.Bir buruk biter her zaman..O akşam da öyle oldu.
Ölmek için ne güzel,aşık olmak için ne korkunç bir yer burası..İşte o kapı benim gittiğim kapı.Ama sen bu şarkıyı söylemezdin eskiden..Bu akşam başka akşam dedi,dönüp.Karşımda duruyordu.Kalın dudaklı,sarı saçlı.Beni dünyadan çekip alan o sesle birlikte.İki el silah sesi.Bana doğruyu söyle kadın.!Çünkü benim bir tek doğrulara ihtiyacım var..
Harbiden öldün mü bu boktan cumartesi akşamında?

17 Haziran 2012 Pazar

Tanrının yetim oğlu.

Sonunda işte.En sonunda.Tam da burada yani.Her şeyin en sonunda..Benim olduğum yerde..Sizin olduğunuz yerde veyahut..Atsan atılmaz satsan satılmaz bir son işte bizimkisi..
Yalnız başımıza yazdığımız,iki kişilik bir son..
Şimdi ben yirmi yaşımda türlü günaha girmiş,önce ve sonra arasında sıkışmış kalmışım.
Peki ya sonra ne oldu.Sonra,son'dan geliyorsa,sonun nasıl sonrası olur oysa..
Şimdi ben yirmi yaşımda gecenin ortasında gün dönümünü bekliyorum.
Bırakın anlatayım size.Sarhoşluğu benden iyi bilemez hiç kimse.Atsan atılmaz satsan satılmaz bir gençlik aşkı işte altı üstü..Ne diye o şarkılara meylediyorum halbuki.
Ben kandım biliyorum..Gece diye kandım..Unuturum sandım gece diye.Anlatırsam anlar sandım gece diye.Anlatılmamış hikayelerimdeki adamların kaftanından biçtim ona ,istemsiz.
Bazen bilirsin.Unutursan ölürsün.Unutmuyorum işte.Bir borç gibi taşıyorum onu.Kahverengi bir leke gibi omzumun üzerinde.
Ben aşkı şizofreniye buladım.
Ben ellerimi ona buladım.Ben ellerimi ona buladığımdan beri kimseye dokunamıyorum..Ben aşkı şizofreniye buladığımdan beri kimseyi anlayamıyorum.
Şimdi bir de burdan baktım.Durduğu yerde mutsuz.Tüm diğer herkes gibi.İnsanoğlunun kaçınılmaz kaderi gereğince mutsuz.Çok mutsuz.Gri bir koridorda yürüyor.Ben sigara yakıyorum.Şöyle bir doğruluyorum.Bir de burdan bakıyorum ona..Bir de burdan seviyorum onu.Bir de burdan dokunuyorum yüzüne gözlerimle.
Ölmekten çok korkuyor.Herkes gibi.Ama deli gibi istiyor ölmeyi.Fotoğraflarımıza bakıyor mu acaba?Fotoğrafımız var mı bizim?Onu öldürmeme müsaade eder mi?Kendimi ona öldürmeme izin verir mi?
Bir tesadüftü belki her şey.Bir rastlantı.Ya alelade bir yerde yolları kesişen iki insansak?Ya bu kadarsa?
Ama ben onu yetim yarasından öpmeden ölmek istemiyorum.İnsanları bir kenara savurup gelip beni tekrar bulsun diye gökyüzünün ortasında bekliyorum.Beni bulsun diye gitmiyorum buralardan..
Kadınlar parfüm kokuyor,yollarda kusmuk var,yaz geldi.Dondurma yok.Zaman geçti.Neresindeyim onsuzluğun.Söylemeyeceğim hayır.Size asla söylemeyeceğim.
Neresindeyim onsuzluğun?Sonsuz onsuzluk öldü..
Ben ölemeyen bir adama aşık oldum.O ölemedi diye ben de ölemedim.Sonsuza kadar onsuz bir yaşamaya tutuklandım..
Tanrının yetim oğlu..
Kelimeler yok.Konuşacak cümleleri yazdım çoktan.Peki ama korkma.Söyleme.Söylemek zorunda değilsin.Gelmek zorunda değilsin.Söyleyin ona gelmesin.Sadece ölmeliyim belki de.Sessizce çekip gitmeliyim senden.Söyleyin ona.
Senin yüzünden aşık olamadığın tüm o diğer adamların katiliyim ben.Sen ölemedin diye ben kendi ölümümün katiliyim.
Hayır asla söylemeyeceğim.Aşkı şizofreniye buladığımdan beri.Sen gittiğinden beri.Beni sana sormaktan vazgeçtiklerinden beri.Seni benden değil de bir başkasından sormaya başladıklarından beri.Vazgeçtim ben.
Şimdi öncesi sonrası umurumda değil.Sonsuzluğun neresindeyim ben?Konuşacak bir şey yok.Ben konuşmaya inanmıyorum.
Ben ölemeyen bir adama aşık oldum.O ölemedi diye ben de ölemedim.Sonsuza kadar onsuz bir yaşamda tutuklu kaldım.
Tanrının yetim oğlu.İyi bil.Ölmem ben,yetim yaralarından öpmeden seni.
Müsaade et öldüreyim seni.Müsaade et kendimi sana öldüreyim.
Söylemeyiz onlara.
Kelimeler yok.Kelimelere inancım kalmadı çünkü.Sadece bir defa yanında kalayım diye.Sadece bir defa intihar edelim diye.Aynı masada karşılıklı.
Sen ölmekten çok korkarsın halbuki.
Ölmeye inanmıyorum zaten ben..
Şimdi bırak bir de burdan seveyim seni.Bir de böyle seveyim.Ne kaybederim hem.
Ucunda ölüm yok ya.

.

29 Mayıs 2012 Salı

dostum


Güzel dostum.Tıpkı o unutulan her şey gibi biz de unutulacağız.Önce sen beni unutacaksın belki.Ya da ben seni.Bir yanımızda taşıdığımız o yersizlik yurtsuzluk var ya..O da bırakıp gidecek bizi.Bir yanımızdaki taş duvarlar öte yanımızdaki mavi deniz sormayacak nereye diye.
Güzel dostum..Bizi ölüme götürürken onlar,arkamızdan kimse bakmayacak.Bilirsin kimse özlemeyecek bizi.Hiç yokmuşuz gibi.Bu şehri hiç yakmamışız gibi.Adamlara hiç yanmamışız gibi.Çığlık çığlığa kaçışacağız..
Güzel dostum.Duymadın mı olanları.Biz onlara benzeyemedik.Kavgamız bitmeden gittik dostum.Önce sen belki de.Ama beni bıraktığın bu yerde insanlar çok kötü.Ve senin beni bıraktığın bu yerde unutulacağım.O bir yanımızda taşıdığımız memleket özlemi gibi.Unutulacağım.Affet beni.Yazamadım.Anlatamadım onlara.Bizi ölüme götürürken anlatamadım onlara.Sen bilirsin ben söylemesem de.Unutulacağız işte.Sabahın üstüne çöken bir akşam gibi.Hiç yokmuşuz gibi.Sarılıp ağlayasım geliyor sana.Bilirsin seni benden başkası özlemeyecek.
Kar yerine kanda üşüyeceğiz.Bu şehri hiç yakmamışız gibi.Sessiz ve derin bir ölüme götürecekler bizi.Ama sen yine de bakma bana öyle.Güzel dostum.Martıları sapanlarla vurmadık biz.Ekmek attık onlara.Sırf bu yüzden sevmeyecekler bizi belki de.
Ama ben bugün sana gelmek istiyorum..İçimde yanan bir şeyler var dostum.Şehirler değil.Söyle onlara.Dinlerler belki seni.Dokunmasınlar bana.Ne olur söyle onlara.
Ben bugün sana gelmek istiyorum.Alışkanlıklarımın canı cehenneme.Uzaklığın canımı acıtıyor.Başım dönüyor.Dizlerim yanıyor.Yarısı sende kalmış intiharımla ölemiyorum dostum.Kirlenmişlerin ardından başlayamıyorum yeniden yaşamaya.Sensiz düşleyemediğim o yalancı yaşamaya başlayamıyorum bir türlü.
Bizi zaman yenecek.Tıpkı o unutulan her şey gibi biz de unutulacağız.Affet beni.Yazamadım.Anlatamadım onlara.Bizi ölüme götürürken anlatamadım onlara.

Immanuel


...
Burası neden böyle bir yer Immanuel.
İnsanlar neden bu kadar farklı birbirinden.
Şimdi sen kaçıp kurtul oralardan ve beni yeniden inandır bir şeylere.
Ben inanmıyorum eski dostum.Herhangi bir şeye inanmıyorum.
Bazı şeylerin bu saatten sonra güzel olacağına da inanmıyorum.
Bana,beni mutlu edecek tek bir şey söyle Immanuel.
Söyle ki yeniden inanayım sana.
Ama ben inanmıyorum eski dostum.bugün dünün ve yarının aynısı.
İnsanlar bir yerlere koşturuyor.
Ama ben sadece yemek yiyip sigara içiyorum.
Burası neden böyle bir yer Immanuel.?
Sen de merak etmiyor musun?
-Ey insanlar bu kadar çabadan uğraştan sonra elinize geçecek olan ne ki?
Şimdi kim bana yeni bir hayat verebilir eski dostum?
Ben her şeyi bu denli büsbütün yitirmişken kim bana küçük bir umut verebilir?
Beni bir şeylerin değişeceğine kim inandırabilir?
Ben temelli mutluluk istemiyorum ki Immanuel.
Ben sadece inanmak istiyorum.
Bilirsin,tüm o dinlediğimiz şarkılar gibi...

27 Mayıs 2012 Pazar

Çocuk

Sana çok öfkeliyim çocuk!
Neden diye sorma.
Sen sormadığın zaman anlatırım ben,
Bilirsin.
Ama giderken
-Şayet gidiyorsan-
Yine uyuyakalırım ben,
İntiharımdan bir gün önce.
Sen gitmeden önce.
Sevgili çocuk
Boşluk boş olamaz.
Sustur beni öyleyse.
Evet dudaklarımda muzaffer bir gülüş
Ben kazandım..
Kapat gözlerini,
arkana bakma sakın.
Ben kazandım çünkü.
Anlatma onlara asla.
Bilmesinler.
Şimdi sen muhtemelen ölmüşsündür.
Sus bilmesinler.
Yirmi iki yaşında
darağacında sallandırıyorlardır seni ibret olsun diye.
Oysa ne acı.
Sana çok öfkeliyim çocuk.
Kendini kurtar o zaman
Kaç git.
Ama muhtemelen benim uyuyakaldığım saatlerde sen ölmüşsündür.
Elbette ki tanrı diye bir şey yok.
Olsa bize söylerdi.
Sen şimdi muhtemelen görmüşsündür tanrının olmadığını.
Olmayan bir şeyi nasıl görebilirsin bilmiyorum gerçi.
Birbirimizi terkettik biz.
Yarın bu saatlerde sen cennette olacaksın muhtemelen.
Hey!Bir dakika.
Tanrı yok dedim ama
Cennet yok demedim ki.
Büyük olasılıkla ben bir ölüyüm zaten şu an.
Sen de muhtemelen ölmüşsündür zaten bu saate kadar.
Ama ben sana çok öfkeliyim yine de.



26 Mayıs 2012 Cumartesi

sabahın dördü

Saat sabahın dördüne geliyor.Daha doğrusu yanımda duran çekmecenin üstündeki saatin söylediği o.Boynum ve kasıklarım terlemiş.Duş almaya gücüm yok.Saçlarım dağılmış olmalı.Aynaya bakmaya yüzüm yok.Çıplağım.Kıyafetlerim nerde bilmiyorum.Yatak nemli.Tavanda ne olduğunu seçemediğim bir kaç figür var.Pencere sımsıkı kapalı.Kapı aralık duruyor.Çekmecenin üstünde buruşturulup atılmış peçeteler,kül tablasında yarısı içilip söndürülmüş sigara.Terlemişim.Ama üşüyorum yine de.Gözlerimi açmıyorum.Her şey bulanık kalsın istiyorum.Sabah olmasın ya da.Sırtımı dönmüşüm ona.Dizlerimi karnıma gömmüş,başım yastığın altında uyuyamayacağımı bildiğim halde duruyorum.Midem kötü.Ben de..
Sırtımı dönmüşüm ona.Yatağın kaçabileceğim en uç yerinde kısılıp kalmışım.Neresi olduğunu bilmediğim bir yerdeyim.Rutubetli bir ev,ucuz çarşaflar ve rahatsız yatak.Çoktan uyumuş.Nefes alışverişi tuhaf.Uyumuyor da savaşıyor gibi sanki.Cebimde beş kuruş para yok,çekip gidecek.Sırtı sırtıma değiyor sonra ani.Ürperiyorum.Yüzünden bağımsız her şey.Yüzünü hatırlamıyorum.Yüzü aşina değil bana.Sevdiğim adamın yüzü değil bu.Yüzünü hatırlamıyorum..Kendiminkini de.
Tek kelam edilmemiş..Kapatılmış unutulmuşların ardından bir veda sevişmesi bu çünkü.Ona dönüyorum sırtına bakıyorum.Bilmediğim bir beden bu.Tanımadan ya da tanışmadan seviştiğim bir beden.Dokunmadan sevişmenin mağrurluğu var çarşaflarda.Ayaklarım üşüyor.Ayakları ayaklarıma değiyor.Ah şu gitmeye programlanmış lanet uzuvlar.!Uyku yok.Boynum acıyor morarmış olmalı.Sırtına bakıyorum..Dokunacak kadar sevmiyorum onu.Ensesine dökülen saçları terlemiş.Omzunun hemen üstünde bir ben.Yatağın ortasında aramızda akıp giden bir nehir sanki.
Saat sabahın dördü.Ne bir yerim var çekip gidecek ne de param.Sabahı bekliyorum sadece.Ya da uyanmasını.Sırtımı dönüyorum ona.Kımıldamaya başlıyor.Dönüp sarılıyor arkamdan.Başını saçlarıma gömüyor.Kollarıyla sımsıkı tutuyor beni.Sonra öpüyor.Hareket etmiyorum ya da belki de nefes almıyorum.Yüzünden uzakta hala her şey.Ben yüzünden uzaktayım.Ama üşümüyorum artık.Saçlarımın arasında dağılan nefesi vanilya kokuyor sanki.Tek kelam etmemişiz.Kapatılmış unutulmuşların ardından bir veda sevişmesi bu çünkü.Ayaklarını ayaklarımın arasına alıyor.Onun da ayakları buz gibi.Her şey bulanık kalsın istiyorum.Sabah olmasın..Ağlamaya başlıyorum.O bunu bilmiyor.Yüzü saçlarımın arasında ama benden çok uzakta..
Bölük pörçük olmuş allahın belası sabaha karşı saatleri işte.Kalkıyor sonra bir sigara tutuşturuyor parmaklarının arasına.Çakmak aranıyor.Yatağın ucuna oturuyor.Dumanı üfleyişini duyuyorum.Ve dumanı soluyorum.
Bu bizim son sevişmemiz.Bu bir veda sevişmesi.Bir daha dokunamayacağım bir yara izi gibi.Ayrılmak zorundayız dedikten sonra geçmiş son bir saat bu.Çırılçıplak bir aşkla seviştiğimiz o yatakta iki yabancı oluşumuzun birinci saati bu.Saat sabaha karşı dört.O bana git dedikten sonraki bir saat bu.Son sevişmemiz bu.Bir veda sevişmesi.
Ayrılmak zorundayız dedikten sonra tek kelam etmedik.Sadece tuttum öptüm onu.Kaybedeceğimi bildiğim bir adamı,asla kaybetmeyecek gibi sonsuz bir tutkuyla öptüm.O bir daha dokunamayacağım dudakları sonsuza kadar tattım sanki.Gözlerini öptüm.Avuçlarını.Saçlarını.Boynunu.Omuzlarını öptüm.İlk defa sevişiyor gibi öptüm onu.Gözlerine baktım.Vazgeçer diye baktım.Yalvarır gibi baktım.Köpekler gibi baktım.Gitme desin diye baktım.Kal desin diye.Yüzünü ellerimin arasına aldım.Öldürür gibi baktım gözlerine.Ellerimle sıktım yüzünü.Parmaklarımı parmaklarının arasına tutuşturdum.Tütün kokan parmaklarının.Parmaklarının boğumlarını öptüm.Sevişirken gözlerinin en derinine baktım.Gözlerim ne kadar dolsa da ağlamamak için tuttum kendimi.Ve ben son kez onunken ağlamaya başladım.Var gücümle ağladım.Hıçkırarak ağladım.Durma dedim.Gözlerinin içine bakarak,kan ter içinde ağladım.Gözlerini kapatmıştı.Yüzüme baksaydı o da ağlayacaktı biliyordum.O da biliyordu.Bakmadı o yüzden gözlerime.Kaybedeceğimi bildiğim bir adamla,asla kaybetmeyecek gibi sonsuz bir tutkuyla seviştim.Kokusu çizgilerime sinsin diye daha sıkı sardım onu.Dudaklarının tadını unutmayayım diye daha çok öptüm.Bütün çizgilerine dokundum.Her yerini ezberledim.
Sonra dönüp ona baktım tekrar.Gözlerine baktım.Vazgeçer diye baktım.Gitme desin diye baktım.Kal desin diye.Hiç bir şey söylemedi.Öldürür gibi baktım ona,ve o öldürürcesine bakmadı bana.Önce tavana dikti gözlerini,sonra da sırtını döndü.Ve sonra da ben.
Saat sabahın sekizi.Çekip gidecek gücüm yok..Bu bizim son sevişmemiz..Bir daha asla dokunamayacağım bir yara izi gibi.Ayakkabılarımı bağlarken kafamı kaldırıp ona bakıyorum.Son kez bakıyorum.Gitme desin diye.
Doğruluyorum.Hiç bir şey söylemiyor.Buruk bir gülümseme yalnızca.Ya da hiç bir şey.
Kendine iyi bak diyor.